@Mkaya
23.03.18 tarihinde katıldı.

Sessiz Çığlığın Ardındaki Öykü

ŞiirSerbest

Kulağıma fısıldadı, bulutun koynundaki yağmur; içini ısıtan çocukların sevincine kulak ver, acılarını bir kılıç gibi kuşan gökyüzünün müşahedesi altında diye! Bir zamanlar Balkanlarda, Nermin adında bir çocuk okula giderken bir Sırp canisi tarafından alnından vuruldu.
Hatırla! Hatırla! Hatırla!
Gözlerim kapalı zikir çekerken acılarım bir çığ gibi büyür de büyür hüzün kokulu zamanları hasretle anarım. Şam çarşılarında Tebriz’iyi arayan Mevlana gibi bende kaybolan şuur dolu zamanları arayıp durmaktayım, çöl yanığı içimde şarıldayan çağlayanların nabzını yine benden başka tutan olmadı. Sana bana ona ölümsüzlük şerbeti sunan nurdan ellerin hicreti sırasında kalbinden inen “La Tahzen” kavli şerifi kendine dönerek gözyaşları içinde elini vicdanına koyarak azizim
Hatırla! Hatırla! Hatırla!
Çöl kurdu Hamza geceler boyu düşündü kafa kemiklerini çatlatırcasına düşündü, ruhunda sular yükseldi; gönlünde Nuh tufanına denk fırtınalar koptu, en sonunda yaşlı gözlerle teslim bayrağını çekti. Resul huzurunda Kelime-i Şehadet getirerek Allah’ın birliğini Hatemül Enbiya’yı ikrar ve tasdik etti. Fırtına dindi, sular çekildi, ruhu sükûnet buldu; ömründeki inkâr bulutları bir bir dağıldı. Nur hikmet sağıldı.
Hatırla! Hatırla! Hatırla!
Resul-u Ekrem hicrete giderken Ali, ölüme yattı hiç çekinmeden; hiç endişe etmeden mışıl mışıl uyudu sabaha çıktı sağ salim, içeri giren caniler apışıp kaldılar şaşkın şavalak mel mel bakarak sordular efendin nerede? Yılmaz ölüm cengâveri cesurane bir tavırla gitti. Dedi!
Hatırla! Hatırla! Hatırla!
Hatırla! Hatırla! Hatırla!
Hatırla! Hatırla! Hatırla!